1 Mayıs 2026 Cuma

Her şey sınıfsal, her şey


 


Umut Sarıkaya'nın 'Freud'un Annesi' adında bir meşhur karikatürü vardır. Anne 'her şey sinirsel, her şey' der. Ben de arada bir 'her şey sınıfsal, her şey' derken bulurum kendimi. Bu durumda Marx'ın annesi oluyorum, sanırım. 


Sınıf kavramı üretim araçlarının mülkiyetine sahip olup olmamaya bağlı olarak, bireyin toplumdaki yeri ve rollerini tanımlar. Dünya üzerinde bireyleri ya da toplumları sınıflandırmak için pek çok ikilik kullanılır: kadın- erkek, Doğulu- Batılı, gey- streight, beyaz- renkli, ilkel- modern..

Oysa tarihin başlangıcından beri olmasa da belli bir dönemden beri gerçekte iki temel sınıf vardır: ezenler ve ezilenler. Ezenler sayıca azdır ama güç kullanma araçlarını ellerinde bulundururlar. Ezilenler sayıca çoktur ama örgütlü olmadıkları için sayısal üstünlükleri bir anlam ifade etmez. 


Ezilenler ancak mücadele ederlerse kurtulabilir; kimse size getirip özgürlüğünüzü ya da haklarınızı vermeyecektir.  Mücadeleden geçmemiş bir özgürlük özgürlük değildir zira hediye edilmiş bir özgürlük ya da ayrıcalık, beraberinde bir bedel sürükleyecektir. Dünya bir noktadan sonra eşitsizlik üzerine inşa edilmiş ve bize sürekli olarak eşitsizliğin doğal olduğu yalanı tekrarlanmıştır. Oysa eşitliğin olmadığı bir özgürlük, özgürlük değil sömürü düzenini örten bir kandırmacadır. Seyahat etme özgürlüğüne sahip olmanız yetmez. Seyahat edecek ekonomik ve hukuksal koşullara yani uçak biletini satın alacak paraya ve haklara, ötekilere eşit/asgari eşit düzeyde sahip olmanız gerekir.


Benzer şekilde ifade özgürlüğü de adalet olmadan, ucuz bir propagandadan ibarettir. Zira ezenler sınıfi kendi çıkarlarına uyan görüş ya da düşünceler dışındaki ifadeler konusunda pek de tahammüllü olmazlar. 


Sömürü, sınıflı toplumların ürettiği zorunlu bir çıktıdır. Bir sınıfın bir diğer sınıfı sömürdüğü  bir düzen yasal olabilir ancak hukuksal olarak meşru değildir. Ortak toplumsal yaşam, meşruiyetini, insanlar arasında sağladığı eşitlikten alır. Savunulması gereken tek şey insanların onurlu hayatlar yaşamasını sağlayacak, eşitlikçi bir düzendir. Kimseyi sömürmeden ve kimsenin de sizi sömürmesine izin vermeden.


Ezilenlerin en büyük yanılgısı, kendilerinin ezilen sınıf olmadığını sanmalarıdır. John Steinbeck'in ifadesiyle, kendilerini ,"günün birinde zengin olacakları hayaliyle yaşayan geçici fakirler" olarak görürler. Yoksulluğun bir miras olarak nesilden nesile aktarıldığı gerçeğine henüz açık değildirler. Ezenler onlara "çok çalışırsan zengin olursun" der, onlar da yoksulluklarının yeterince çalışkan, yeterince dindar ya da yeterince vatansever olmamakla ilgili olduğunu söyler. Ezilenler de bunu şaşırtıcı bir tevekkülle kabul eder. Mesela ofiste, sınıfta, banka şubesinde ya da vergi dairesinde çalıştığı, lisans diploması olduğu için kendisinin işçi olmadığını zanneden kalabalık bir kategori vardır. Ezenleri taklit ederek geçirdikleri günlerinin kendilerini zengin hissettiren ritüelleri sayesinde, ezilmenin acısını bir nebze hafif atlatırlar. Stanley termosa konan Starbucks, 24 ay faturaya ek alınan İPhone 31 şahane bir antidepresan etkisi yaratır. 


Bu vesileyle, hepinizin 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı'nı en içten dileklerimle kutlarım,  Orta Dünya'nın kendisini Elf zanneden ama esasen Mordordaki orklar düzeyinde yaşayan ezilen halkları.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder