Hikayemiz 1979 yılında İsveçli LGBTİ aktivistlerinin, eşcinselliği bir hastalık olarak kabul ettiği yasaya karşı bulduğu dahice bir sivil itaatsizlik eylemiyle başladı. İs yerlerine telefon eden ve “bu sabah kendimi gey hissediyorum. İşe gelmeyeceğim” diyen aktivistler ve onlara destek olan ‘streight’lerin iş hayatını durdurma noktasına getirmesi, kapitalizmin alarm zillerini çaldırdı. 29 Ağustos’ta başlayan eylemler 19 Ekim’de yasanın değişmesi ile nihayete erdi. Bu eylem pek çok başka ülkenin de eşcinselliği hastalık ve suç kategorisinden çıkarmasını sağladı.
İşin ilginç yanı, ülkemizde eşcinselliğin hiçbir zaman açık bir suç olarak kabul edilmemiş olmasıydı. Zira Batı toplumlarının aksine, bizim de belli açılardan dahil olduğumuz Doğu medeniyetleri, eşcinsellik gibi farklılıklara karşı belli bir tolerans ile yaklaşırdı. Sessizce kabul edilen bir mutabakat, göze sokulmamak kaydıyla, cinsel farklılıkları görmezden gelmeyi sağlardı. Bunun yakın zamandaki örnekleri, birisi biseksüel diğeri trans birey olan iki ses sanatçısının ‘sanat güneşi’ ve ‘diva’ olarak takdir edilmesi, bir başka sahne sanatçısının ‘dresscrosser’ olarak yaptığı Huysuz gösterinin ailece izlenen bir programı olmasıdır.
Pekiyi ne oldu da son birkaç yılda LGBTİ bireylerin toplum yaşantısı ama özellikle de aile için tehlikeli olduğu kanısı bu kadar yayıldı? Burada krize giren kapitalizmin alt ve orta sınıflara sunacak refah kalmayınca, tüm dünyada yükselen sağ/aşırı sağ hareketleri beslemesinin etkisine işaret etmek gerekir. Yozlaştırdıkları kurumlar nedeniyle artık refah sağlayamayan, ülkelerini uzun süreler çok kötü yöneten sağ iktidarlar, eğitimsiz fakirleşmiş ve dolayısıyla aptallaşmış kitlelere, çağlar boyunca kolay hedef olmuş bir kategoriyi işaret ederek “suçlu bunlar” dedi. Böylece Putininden Trumpuna, Urbanından mollasına, ne kadar diktatör varsa hepsi bu tehlikeli taktiği, üzerine benzin dökerek harladı.
Benzer bir bicimde, iktidarda 20’den fazla yılı tek başına tüketen siyasal İslamcılar, anlatacak bir başarı hikayesi kalmayınca, korkunç bir yoksullaşma, şiddet ve güvensizlik denizinde boğuşan kitlesinin önüne yeni bir can simidi attı. Batının oyunları, dıj güçlerin fonladığı, çocukları cinsiyetsizleştirme projeleri diye sunulan LGBTİ hareketi, her türlü çürümüşlüğün tek kaynağı sayıldı. Eh zaten din ve ahlak da bu düşmanlık için zehirli ve yeterli besini sağlıyordu.
"Ailem Güvende"diye pazarlanan ve ne tesadüftür ki 12 Eylül'de başlayan operasyonlarda, barlar, evler, gazeteler, hatta psikiyatrist ve psikologların üyesi olduğu dernekler bile basıldı ve 240’tan fazla kişi göz altına alındı. Bunların 82’si tutuklandı. İçlerinde gazeteler ve gazeteciler, vakıf ve derneklerin de bulunduğu 419 sosyal medya hesabı ya da Web sitesi engellendi.
Böylece aileler güvende mi oldu? İç isleri ve adalet bakanlarına göre, evet. Ama gerçekte öyle değil.
Aileler; karınlarını doyuracak gelir elde ettiğinde güvende olur. Çocuklar okula tok gittiğinde, okulda bir öğün ücretsiz yemek yediğinde güvende olur. Babaların trafik tartışmasında yok yere ölmeyeceğini bildiği zaman güvende olur. Gençler alışverişe gittiği pazar yerinde, akranı olan çete üyeleri tarafından bıçaklanarak katledilmediğinde güvende olur. Trene bindirip yolcu ettiğiniz aile üyelerinizin sağ salim gideceğini bildiğinizde güvende olur. Tatil için gittiğiniz otelin yanmayacağına emin olduğunuzda, bindiğiniz feribotta boğulmayacağınızı bildiğinizde güvende olur. Depremde yıkılan evinizin enkazında, kendi selanızı dinleyerek ölmeyeceğinizden emin olduğunda güvende olur. Kadınlar sokaklarda, iş yerlerinde, evlerinde, çoğunlukla babaları ya da kocaları gibi yakından tanıdıkları bir erkek tarafından öldürülmeyeceklerine inandığında güvende olur. Çocuklar sokaklarda, parklarda oyun oynayabildiğinde güvende olur. Yaşlılar ve engelliler gibi dezavantajlı gruplar sağlık hizmetlerine kolayca ve ücretsiz olarak ulaştığında güvende olur. Ucuz, temiz ve güvenli gıdaya ulaştığında güvende olur. Çocuklar mesem mezbahasına değil, okula gittiğinde güvende olur. Velhasıl-ı kelam, devlet yapması gerekenleri yapıp alması gereken gerçek tedbirleri aldığında aile güvende olur. Gerisi boş seçim propagandası olur.
İnsan hakları bir bütündür. Sizi ilgilendirmeyen insanların hakları kısıtlandığı, ihlal edildiği, yok sayıldığı zaman ses çıkarmaz hatta “iyi olmuş” derseniz, kutsal devletinizin bir sonraki hedefi, sizin günlük hayatınız, beğenileriniz, ilgileriniz olabilir.
LGBTİ bir birey olmak bir seçim değildir ama homofobik olmak yapılabilecek en kötü seçimlerden birisidir. Hemcins bireylerin birbirine aşık olması fikri, bir neslin yetersiz beslenme nedeniyle güdük kalmasından daha fazla rahatsız ediyorsa, ahlak anlayışınızı gözden geçirmenizi temenni ederim, Orta Dünya’nın kuyruksuz maymun halkları.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder